24 Mayıs 2010 Pazartesi

Ahmet Muhip Dranas Hayatı ve eserleri

Ahmet Muhip Dranas

Sinop'ta doğdu. Bir süre Ankara Hukuk Fakültesi'nde, daha sonra da İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Ankara'da Halkevleri yayın işlerinde çalıştı. Birçok resmi kuruluşta yöneticilik görevlerinde bulundu.

Şiir Kitabı:

Şiirler (1974).

"Ahmet Hamdi, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Divan ve bütün Fransız Şiiri, malzemesi ile Ahmet Muhip'e bir zemin olmuştur. O, büyük ustalık ve
incelikle, geçmişlerin deneylerinden yararlanır. Objesi hayat değildir, şiirdir; bütün şairlerin geçmişidir, şiirleridir. Ahmet Muhip, özü bütün şiirlerine yayılan şairlerdendir; O'nu Hececilerden ve öbürlerinden ayıran özelliği de budur. Aslında, vazgeçemediği bir özü, bir mesajı olduğu da söylenemez. Her durumun ve her hatıranın en iyi söyleyicisidir. Bulur, saptar, duygulanır ve kullanır.'' (Turgut Uyar, 1983)

Ahmet Necdet,
Modern Türk Şiiri
Yönelimler, Tanıklıklar, Örnekler
Broy Yayınevi, Ekim 1993.

Ahmet Muhip Dranas


1 Adamlar
2 Ağrı
3 Ayaklar
4 Ayışığı
5 Ayrılış
6 Balad
7 Bir Sokak
8 Büyük Olsun
9 Esenlik Size
10 Evreni Sevmek Ki...
11 Fahriye Abla
12 Gerçek
13 Hatıra
14 Her Günkü Şarkım
15 Her Şey Uzaktadır
16 Kar
17 Kara Gözlerin
18 Köpük
19 Olvido
20 Portre
21 Rüzgar
22 Selam
23 Sen ve Gökyüzü
24 Serenad
25 Sokaklar
26 Son Aşk
27 Son Bulut Sıyrılınca
28 Step
29 Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar
30 Testi
31 Titrek Bir Damladır
32 Ülker'in Gözleri
33 Yağmur, Gül ve Eller
34 Yaşarken
35 Yurt

Dıranas şiiri topluca değerlendirildiğinde; ulusal ve evrensel şiiri iyi bilen, zaman zaman da onlardan etkilenen, yurduna ve değerlerine bağlı, anadilini sadelikle kullanırken ona coşkuyla başka tatlar katan bir şair çıkıyor karşımıza. Ne var ki ilk şiirlerinde sevinçle, özlemle anılan aşklar, geceleri bahçelerde buluştuğu sevgililer son şiirlerinde kirlenmeye başlar. Utanç bulaşır anılara, pişmanlık uzar.

Arife KALENDER

Ben büyük şarkıları severim; büyük olsun,Deniz gibi, gökyüzü gibi her şey ve mahzunSeviyorsam seni aşk ölümsüzdür gönlümce,Âşıksam kadınım değil tanrıçamsın, eceDenizler yolculuğa çıkarır durur da beniGitmem düşünerek geri döneceğim günü.Ben büyük rüzgârları severim ; büyük olsunAşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzunİnsan bir yanınca Kerem misali yanmalı,Uykudan bile mahşer gününde uyanmalı.Evet, bu dizeler Cumhuriyet dönemi şiirimizin değişik bir rengi, değişik bir söylemi olan A. Muhip Dıranas'ın dizeleri. (1909-1980) yılları arasında yaşamış, bireysel dünyasını estetik ölçülerde şiire taşımış, devletin birçok üst kademesinde ('Çocuk Esirgeme kurumu yayın md.'lüğü, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, CHP genel merkezi üyeliği, ve milletvekilliği) görev yapmış şairimizin toplu eserlerini okuduğumda; 'Büyük Olsun' şiirinde söylediği gibi, olağanüstü aşklar istediğini, zor ve ulaşılmaz aşkları da ustaca dizelerine sindirdiğini gördüm. İlk şiirlerinden başlayan gizem ve tutku son şiirlerine kadar sürdü. Lirik ve sade bir dille anlatılan bu güzel aşklar gerçek miydi, yaşanmışlıkları ne kadardı bilinmez, ama bu aşkların şiirleri hâlâ aynı tatla okunmakta.'Selam' başlıklı şiirin birinci bölümünde; gece, bahçe, ay ışığı, sabah sözcüklerini sık kullanarak sevgilinin kusursuz güzelliği ve ona duyulan sevda coşkulu, lirik ve akıcı bir dille veriliyor.Gece yeryüzü varıp uykuyaIssızlıkta ay inince suyaBenzerdin odamda bir sabaha'Dıranas'ta aşk, geçmişte yaşanmışlar ile gelecekte yaşanmak istenilenlerle iç içe sürer.Anılar, yaşananlar, özlemler yumağıdır. Geceleri bahçelerde buluşmaların, tenha ve sessizliğin tercih edilişinde yasak ve gizli aşklar duyumsanır adeta.'Uçuşuyor, duran bir anın havasındaIşıktan kuşları bir akşam seherininGündüzün geceyle buluşan noktasındaYaklaşıyor musikisi eteklerinin''En sevgiliye, en iyiye, en güzele' selam gönderirken bir yandan da birçok okurda iz bırakmış olan;'Yeşil pencerenden bir gül at bana,Işıklarla dolsun kalbimin içi.Geldim işte mevsim gibi kapınaGözlerimde bulut, saçlarımda çiğ''Seranad' şiirini yazar. Bu bölümdeki birçok şiirde aşkın coşkusuyla birlikte, güzelleşen yaşam şiirle sunulmaktadır. 'Ben ve O' da:'İşte akşam oldu, bizim artık her yer;Doldur kutlu ellerinle kadehimiBilirsin, hangi güzel kıyılara giderSenden esen rüzgârlarla bu esrik gemi' der. A. Muhip Dıranas şiirinde yer yer kadın adları verilse de, gizemli bir kadın geçmişle gelecek arasında görünüp yiter. Düş kadın gerçeğe, gerçek kadın da düşe dönüşür. Aynı şiirde; şairin kıskanç bir âşık oluşunun da kanıtları sunulur.

'BEN

- Kıskanç, kıskanç! Senin için her dediğim,Yaşamak, yahut ta ölmek istediğim...'Bu şiirde aşkın tutkuya varan boyutu ve ona yaşamak ya da ölmek arasında seçim yaptıran yanı algılanırken; şiirdeki kurgu da ustalıkla kuşatıyor okuyucuyu. 'Ülkerin Gözleri'ni betimlerken, 'Esmer'i anlatırken; yaz, güneş, deniz, yaprak, gök imlemeleriyle de coşku içinde bir âşığın yollarda şarkı söyleyip mutlu gezinişini gözler önüne getiriyor.'De bana esmer, de bana n'eyleyim?Gönlümü kuş misali mi eyleyimGiden yazın peşine takılarak..' Yelin esişi, suyun akışı hayatı sevmek için yeterlidir insan âşık olunca. Şair de bu hali: 'Her öten kuş ve her akan su beniBir yolculuğa davet eder, niçinBilemem'.... dizeleriyle duyumsatır. Dıranas şiirinin ana teması aşktır. Bu temanın yanı sıra; şairin inanışı, Tanrı kavramı, ölüm, melek, günah gibi mistik sözcüklerle duyumsanır. İlk şiirlerinde Allah, Rab, Tanrı sözcükleri konuşma öğeleriyle birlikte şiirine yansırken var oluşu, evreni, yokluğu düşündüğü yerde mistisizm daha çok netleşir. Gökyüzü Tanrı'ya açılımın kapısıdır çoğu yerde. Onun ardındadır yüce güç. Oradan, en yüksek ve en geriden döndürür dünyayı ve yaşamı.'Yarabbi, nasıl güzel o serüvenDaha güzeli, serüvende bir de sen;Şimdi beyaz ve yitik'

DIRANAS'IN TÜRKÇÜ YÖNÜ

Ahmet Muhip Dıranas şiirinin aşk ve mistisizmden başka Türkçü yönü de bilinen bir özelliğidir. Kırmızı içki, in, ece, yurt, kurt, otağ, at sözcüklerini kullanırken eski Türk boylarından, akıncılardan da özlemle söz eder.Gece, bahçe, masal, yağmur, ruh, keder, ufuk, ay ışığı, çeşme, su, bulut, uyku, gölge, mahşer, yalnız, yıldız gibi daha çok soyut anlamlı sözcükler kullanan şair konuşma dilinden, divan şiirinden, tasavvuf düşüncesinden yararlanır. Dıranas şiirini renkli kılan öğelerin başında ritimsel olgu, sesteki uyumdur. 'Yaz Gecesi' adlı şiirinde 'Dumanlarda, uçkun, vücutsuz' bir aşkı anlatırken; 'Esenlikle Size' adlı şiirinde ise:'Size geceyi öğrettimOnda düşlerle çoğaldınızYaşantıda yorgun ve yalnızDeğilsiniz; sizi ürettim'diyerek, var olanın düşle düşünceyle farklılaştığının, daha doğrusu sanatın mevcut gerçeği değiştirdiğinin altını çizer. Olmayan, olduğu da düşünülmeyen bir şeyin elbette aşkı da şiiri de yoktur. Dıranas'ın şiirlerinde seslendiği, özleyip beklediği sevgilinin adı nedir, bedeni nasıldır bilinmez ama düş saatlerinde, pencereden dışarıya bakarken, rüzgâr sesini dinlerken hep onunladır. O hep alaca zamanları seçer gelmek için nedense..Sabahın ışıkları, akşam gölgeleriyle. Bu aşklardaki sevilenin kimliğinden, özelliklerinden ziyade ; şairin onu yüceltişini, sevdasını yüksek sesle haykırışını, ona seranatlar yapışını görüyoruz. Bu tek yanlı gördüğümüz, coşkuyla dillendirilen aşk, divan şiirinin aşklarını ve söylemini de anımsatıyor bazı yönleriyle. Ama aşkın sevilenden çok sevende barındığını da düşünürsek; yukardaki dizeler Âşık Veysel'in 'Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa' dizeleriyle de örtüşüyor.' Size yani günahı sundumÖptünüz ve güzelleştinizÇirkindiniz ilkin, tek ve pisIrmak oldunuz; sizde yundum.'Sevgiliye sarılarak 'şuracıkta sabah sabah / Birbirinde başlamış, birbirinde tükenmiş/ iki ölü... Kah kah kah' diyen A. Muhip 'İhanet' şiirinde düş kırıklığına uğrar.'Bir gülümseyiş, yanıp sönen bir ampul gibi,Derinlikten sinsice ele veriyor kalbi;Aşk bir yalan üstüne kuruluydu- çaresiz!'' Olvido' Şairin 12'lik hece ölçüsüyle yazdığı, yedilik dizelerle yedi kıtadan oluşan uzun ve tanınmış şiirlerinden biridir. Bu şiirde de 'Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın' bir parıltı gibi akşam saatlerinde görünüp yiter. Bu yitişler için şair: 'Ey ömrümün en güzel türküsü aldanış' derken; 'ölümsüzlüğün aynasında', 'sevdaların anıların uyanma vaktinde' yeniden canlanacağını bilir. Aşkta ihaneti de tanıyan şair: 'Ey unutuş! Kurtar bu gamlardan beni' dizeleriyle biten serüvenin anılarından da uzaklaşmak ister.Anıların kapıları hep geceleri aralanır, hasretleri çoğaltan, hüznü çoğaltan da onlar.. Ay ışığında güzel bir yüz anımsanır, yazların sonbahara göçüyle biten sevgiler duyumsanır.'Yaz Göç Ediyor' da: 'Hiç kuşkum yok ki, sen şimdi kalbimde/ Bir kış uykusuna yatan böceksin' diyerek onu mevsimler boyunca seveceğini söyler.

HEM ESKİ HEM DE YENİ

Dıranas şiirinde ulusal ve evrensel şiirin izlerini hemen yakalamak mümkün. O tarihten izler sürse de kederi tanıyıp kadere inanarak aşkın izini sürer. Kendi dünyasının dışındaki yaşamlar, aşklar onun teması değil. Dıranas şiiri bireysel duyarlığın, estetik kaygılarla, tarihsel estetik ve söz dizininden de kaynaklanan bir şiir. Bu açıdan bakıldığında hem eski, hem de yeni hâlâ. Şiirlerinin temasının lirik ve coşkulu bir özlemle aşk olması ise romantizmi, yaşama sevincini, sevilmek ihtiyacı içinde olan insanı, okuyucuyu onun şiirlerine yöneltiyor.Bireyin iç dünyasını, güzelliğe duyulan hayranlığı, tarih, doğa ve metafizik temalarını; Baudelaire'den ve halk şiirinden yararlanarak, destansı bir söyleyişle dile getiren A. Muhip Dıranas şiirinde yer yer de A. Haşim şiirinden benzerlikler görülür.'Ve sen , güneşi altın bir manto gibi giyerekEteklerinde bir yaprak nehri sürükleyerekİlk yağmurlar altında ve son çiçekler üstündeOynar gelin gibisin bu göçebe düğünde.'Bahar gökleri, Kar, Yeni Bir Yaz Umudu adlı şiirlerinde ise biraz bezginlikle birlikte kapalı bir hüzün ve hiçlik duygusu sezinlenir. 'Fahriye Abla' şairin bestelenmiş, filmi çekilmiş en çok tanınmış şiirlerinden biri. 'Kezban' da ise:'Aşkın avlandığı bir zamanSevinçli mevsimi hasadınUzanmış döşeğine KezbanUyurdu saçları darmadağın'O. Veli' nin 'Cımbız'ı anımsanırken; 'Uyku' şiirinde (günah, melek, ruh..) mistik imgeler netlik kazanır. Bunca sevdadan sonra yorgun düşen şair; 'Günler geçiyor, günler;/ Pişmanlığa sürgünler/ gibi geçiyor günler' dizeleriyle zamanın geçişinden duyulan hüznünü ve pişmanlıklarını duyumsatır. 'Doğrulun mezarlarınızdan/ Boş yere harcadığım günler' dizelerinin yer aldığı 'Heyhat' şiiri başlı başına pişmanlığı, keşkeleri imler..'Rüya, Ağrı, Elif, Osman Binbaşı' başlıklı şiirlerinde mistisizmin yanı sıra halk söylemi, halk şiiri etkileri yoğun olarak ortaya çıkar. Rüya'da: 'Birden küçük çocuktum anne dizinde/ bir yazılar vardı annemin yüzünde/ Denizlerden yüzüme vuran esinde/ Diz üstü tanrıya dua ediyordum' derken; uzun ve destansı bir şiir olan 'Ağrı'da: 'Vardım eteğine, secdeye kapandım', 'Yolcusu olduğun nihayetsizliğin/ Bir ucu Allah'ta ve sende bir ucu' der. 'Bir kavsin altında şehir' ve 'Sofra' şiirlerinde de benzer mistik söylemlere rastlanır.'Ağrı' şiiri Dıranas'ın tüm düşünce yapısını, inanç boyutunu, yaşama bakışını özetler. Aşkla dinsel inancı yan yana yürüten şair; son şiirlerinde daha sık eski türk söylencelerinden şamanizmden, akıncılardan, Ortaasya yaşamından söz eder. 'Kimbilir şimdi nerde? Hangi yıldızda?Ve hangi obada? içtiği kımızdaBeni anar mı ki o, dişi kahraman?..'Dizeleriyle tarihini sezdiren Dıranas; ölmek istediği yerin de Türkiye olmasını diler.'İçimde sanki sen esersinTanrım, Garip kişi kuş ola,Seni bir yerde bulmak içinKendini dağdan aşağı sala''Maşar Dağı' başlıklı bu şiirde Yunus söylemi karşımıza çıkarken 'Mektup' un: 'dost dost diye deli derviş gezdiğim, bir ağladığım bir güleyazdığım' dizelerinde de Âşık Veysel sesi duyumsanır.Dıranas şiiri topluca değerlendirildiğinde; ulusal ve evrensel şiiri iyi bilen, zaman zaman da onlardan etkilenen, yurduna ve değerlerine bağlı, ana dilini sadelikle kullanırken ona coşkuyla başka tatlar katan bir şair çıkıyor karşımıza. Ne var ki ilk şiirlerinde sevinçle, özlemle anılan aşklar, geceleri bahçelere buluştuğu sevgililer son şiirlerinde kirlenmeye başlar. Utanç bulaşır anılara, pişmanlık uzar.'Zevk, o yosma kadın eski bir bahçedeAyaküstü günah işlenen gecedeBir susuzluk kadehi sunmuştu bana''Ağrı' da bunları söylerken; 'Bir tren yolculuğu' adlı şiirinde: 'Kin duyulmuş bir gün, sevilmiş bir gün/ dudakları nefretle, aşkla öptüğün' diyerek aşkı nefret ve pişmanlıkla anımsar.Yaşananlar utançla anılırken; sıkıntı ve ölüm imgesi de son şiirlerde karşımıza çıkar.'Zaman kesin, bağışlamaz! / Bulur beni; ben ölürüm' , 'Her şey uyuduğu zaman/ Kıracak zincirlerini/ Gecede uyanık duran.'..'Gün Ucunda' adlı bölümdeki 'Parçalar 1,2,3,4' şiiri ise bir bakıma Dıranas şiirinin özeti gibidir. 'Yorulmuşum, yorulmuşum, kelimelerde' diyen şair:'Doğa; gelip gelip üstüme ordu orduÖyle güzeldi ki hayat, doyulmuyorduSoluk almaya, şarkı söylemeye, seyreİçmeye, aşka, yatmalara, ölmelere'Dizeleriyle yaşam tutkusunu dile getirir.'Görev bitti. Boş artık, kim ya da ne oluş...Ne Ahmet'im artık, ne Mehmet, ne de durmuş'...Aşkların ve yaşamın unutulduğu, unutturulmaya çalışıldığı günümüzde, şiirimizin geniş penceresinden güller atmayı sürdüren; 'En sevgiliye, en iyiye, en güzele' diyen şaire.. Şiirler/ Ahmet Muhip Dıranas/ YKY/ 161

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder